TOKAT REŞADİYE TARİHİNE BAKIŞ

TOKAT – REŞADİYE TARİHİNE BAKIŞ
Free Image Hosting at www.ImageShack.us

QuickPost Quickpost this image to Myspace, Digg, Facebook, and others!

İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyıl “Bilgi Çağı” olacaktır. Bu asırda kültür alışverişlerinin ve sosyal değişmelerin hızlandığı apaçık ortadadır.

Tarihî mirasından habersiz olan insanların, başka toplumların kültüründen etkilenmesi daha çabuk ve kolay olmaktadır. Daha sonra bu insanlarda iç çatışma ve kimlik bunalımı başlayacaktır. Neticede bu insanlar ne camiye ne de kiliseye yaranamayacaklardır ve hatta her ikisine de faydaları olmayacaktır.

Dolayısı ile okuma-yazmada Avrupa kriterlerini yakalamış olan Reşadiye insanının kendi tarihlerini ve kültürlerini öğrenmedeki hassasiyetlerini tesbit ettik. Reşadiye Spor Kulübü Başkanı Sayın Ömer SIRAKAYA ağabeyimin bizden Reşadiye Tarihi hakkında yazı talebi ve hemşehrilerimizin hassasiyeti bu satırların yazılmasını sağladı.

20. Yüzyılda yapılan arkeolojik araştırmalar Anadolu’nun çok eski bir yerleşim bölgesi olduğunu ortaya koymaktadır. Reşadiye ve Mesudiye M.Ö.II. binin başlarında Anadolu’da hükümran olan Hitit ve Urartu Krallıklarının sınırı içinde gözükmektedir.

Daha sonra M.Ö. 670 yıllarında bölgemize Miletos’lular hakim olmuşlardır. Miletoslular sonraki yıllarda Pontuslular’la içiçe yaşayarak onlarla bütünleştiler. Pontus Kralı’nın M.Ö. 63-88 yıllarında Romalılar’a yenilmesiyle bu bölge Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti haline gelmiştir.

Bölgemize Türkler ilk defa kavimler göçü esnasında gelmeye başladılar (M.S.450). Ancak bu yerleşimin sınırları ve mahiyeti hakkında bilgimiz çok sınırlıdır.

Anadolu Selçukluları’ndan sonra, Danişmend Gazi’nin kendi adıyla kurduğu Danişmendli Devleti’nin fütûhâtıyla yöremiz Türk-İslam hakimiyetine girdi (1095-1175).

Moğollar’la Selçuklular’ın Kösedağ’da savaşından sonra bu yöre İlhanlılar’ın eline geçmiştir. 1344 yılında İlhanlılar’ın hakimiyetinin sona ermesiyle Oğuz boyları Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bağımsız yönetimler kurmaya başlamışlardır.

Şimdiye kadar Reşadiye ve Mesudiye ile alâkalı yıllıklarda, bir çok ansiklopedi ve yayınların tümünde, Reşadiye ve Mesudiye yöresinin Fatih Sultan Mehmed tarafından 1461 yılında Trabzon ile birlikte fethedildiği yazılıdır.

Dolayısı ile araştırıcı olmayıp sadece yaşadıkları bölge hakkında bilgi edinmek isteyen hemşehrilerimiz maalesef yanlış bilgi sahibi olmuşlardır.

Şimdi altını çizerek söylüyorum Reşadiye ve Mesudiye yöresi Osmanlılar tarafından değil 1380’li yıllarda Oğuz Çepni beylerinden Hacıemiroğulları

tarafından fethedilmişdir.

Daha sonra 1427 yılında Osmanlılar bu bölgeyi ilhak etmişlerdir.

Hacıemiroğulları’nın fethiyle birlikte bu bölgeye Oğuzlar’ın Çepni, Döğer, Eymür, Karkın, Ala-yuntlu, Bayındır ve İğdir boyları yerleşmiştir.

Bu boylar çoğu yere kendi isimlerini veya fetihte yararlılık gösteren askerlerin ya da komutanların ismini vermişlerdir. Mesela Yağsıyan köyü ismini Danişmend Hükümdarı Sultan Mesud’un damadı Yağıbasan’dan almışdır, Danişment isimli köyümüz de ismini Danişmendlilerden almaktadır. Ayrıca Cimidede, Hasanşeyh ve Nebişeyh köyleri isimlerini kurucularından almışlardır.

Reşadiye’ye ait elimizdeki en eski belge 1455 tarihli Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ndeki Tapu Tahrir Defteri’dir. Bu defterin ismi Cem‘u’l-Cumû‘-i Vilâyet-i Bayramlu Me‘a İskefsir ve Milas’dır. Bu defterin 23 sayfası eksiktir ve eksik olarak ciltlenmiştir. Bu eksik sayfalar İskefsir’e aittir. Bu defterdeki Bayramlu Ordu’ya, İskefsir Reşadiye’ye, Milas Mesudiye’ye tekabül etmektedir.

Hacıemiroğulları’nın bu bölgeyi fethiyle yönetim Türkler’in eline geçmiştir.Türkler’in engin hoşgörüsü sayesinde bu bölgedeki Rumlar çok rahat bir hayat sürmüşlerdir. Dini hayatlarına karışılmayan bu insanlar demokratik haklarını kullanarak din değişikliğine kesinlikle gitmemişlerdir.

18. yüzyıl sonlarından itibaren Reşadiye-Mesudiye bölgesine Rum ve Ermeniler göç etmeye başladılar. Bir Rum Pontus Devleti hayal eden bu gafillerin nüfusu asla % 10 bulamamıştır. Osmanlı Devleti’nin zayıflamasını fırsat bilerek isyana kalkışan bu hainleri Türk Milleti rahatlıkla bastırmıştır. Ve Lozan Antlaşması ile söz konusu Rumlar Yunanistan ile mübadele edilmiştir.

Şu gerçek herkes tarafından iyi bilinmelidir ki Reşadiye-Mesudiye yöresi Türkler tarafından fethedildikten sonra Hristiyanlar’ın sayısı çok azdı. Ve hiç bir zaman % 10 nisbetini aşamadığı gibi bir kaç istisna hariç varlıklarını son yüzyıla kadar sürdürdüklerini bütün tarihçiler ittifakla kabul etmektedirler.

Rumlar’ın Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla ve dış güçlerin desteğiyle nüfuslarını artırma ve devlet kurma hayallerinin hiç bir gerçeğe dayanmadığı için sonuç vermediği ve neticede ülkemizi gerçek sahiplerine terketmek zorunda kaldıkları açıkça ortadadır.

Elimizdeki tahrir defterlerine göre İskefsir Nahiyesi 1520-1613 yılları arasında 78 köye ve 7 mezreaya sahiptir. Bu yıllar arasında Müslüman ve gebran ( Gayr-i Müslim ) hane sayısı aşağıdaki cedvelde gösterilmiştir:
Tarih
1520
1547
1613

Müslim Hane
G.Müslim Hane
Müslim Hane
G.Müslim Hane
Müslim Hane
G.Müslim ………………………….

Yazımızın başından beri Reşadiye’yi Mesudiye ile beraber zikrettik. Çünkü bu iki kaza birbirine idari olarak zaman zaman bağlanmaş zaman zaman birbirlerinden ayrılmışlardır genelde iç içe beraber olmuşlardır.

Aybastı’nın güney ve Mesudiye’nin batısında bulunan İskefsir’in merkezinin neresi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak İskefsir’in merkezinin, Arpaderesi, Beğçayırı, Çakırlu, Danişmendlü, İslamlu, Kızılcaviran, Pareköy, Taşkunalan, Sarayderesi, Tatarlu ve Yağsiyan köylerinin Uluköy’e bağlı olduğuna dair Tapu Defterlerinde kayıt mevcuttur. Bu köyde 1613 yılında 66 hane yaşamaktadır. Ayrıca bir de boyahane mevcuttur. Bu bilgiler bizi İskefsir’in merkezinin Uluköy olduğu intibaını uyandırmaktadır.

Ancak Osmanlılar zamanında bu bölgede şehirleşme olmadığı için merkezler zaman zaman değişkenlik göstermektedir. Mesela 18.yy.da iki defa Ilıca denilen mevkide kurulan Çermik Panayırı’nin gelirlerinin Kızılcaviran’daki cami ve sıbyan mektebinin tamir masraflarına ve personel ücretlerine harcanmasına dair hüküm vardır. Vesikada “kazâ-i mezkûrda kâ’in câmi‘-i şerîf” ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade Kızılcaviran (Kızılcaören Beldesi) köyünün kaza merkezi olduğuna işaret etmektedir.

Nihayet 1906 yılında Hamidiye (Mesudiye) kazasından ayrılarak İskefsir kazasının bugünkü yerine kurulması kararlaştırılıyor ve bu hususta kazanın kurularak Tokat’a bağlanmasına dair Padişah fermanı çıkıyor. İskefsir’in Hamidiye’den ayrılmasının sebebi; İskefsir köylerinin kaza merkezine uzak olmasını, bugünkü kaza merkezine bir medrese yapılmasını ve senede iki kere Çermik Panayırı’nın burada kurulmasını ve halkın burada toplanmaya alışık olmasını ve devlet otoritesinin daha iyi sağlanacağını sayabiliriz.

Daha sonra 1908 yılında Sultan Reşad’a izafeten İskefsir kazasının adı Reşadiye olarak değiştirilmiştir.

Reşadiye kazası 10 Haziran 1912 tarihinde Şura-yı Devlet (Danıştay):

1-Osmaniye 2-Orhaniye 3-Cami-i Kebîr 4-Köprübaşı 5-Şeyh Yakub isimleriyle beş mahalleye ayrılmıştır.

1927-28 Türkiye Cumhuriyeti Salnamesi (Yıllık)’ne göre Reşadiye’nin sosyo-ekonomik yapısı şöyledir: Reşadiye kazâsı Bereketli nahiyesi ile 98 adet köye sahiptir.

Bu salnameye göre Reşadiye’nin 75 000 hektar ormanı bulunmaktadır. Bu ormanların 45 000 hektarı kayın, 15 000 hektarı sarıçam ve 15 000 hektarı meşedir.

1927-1928 yıllarında Reşadiye’de Cumhuriyet Halk Fırkası, Hilâl-i Ahmer (Kızılay), Himâye-i Etfâl (Çocuk Esirgeme), Türk Ocağı ve Tayyare Cemiyeti (Türk Hava Kurumu) şubeleri bulunmaktadır.

1912 yılında Reşadiye’ye bağlı 75 köyde 9511 erkek ve 8354 kadın olmak üzere 17865 kişi yaşamaktadır.

1927-1928 yıllarında Reşadiye’de 12466 erkek 14906 kadın olmak üzere toplam 27372 insan yaşamaktadır. Burada dikkatinizi çekmek istiyorum Cumhuriyet’le beraber erkek nüfusunda büyük bir düşüş açıkça gözükmektedir. Bu durum büyüklerimizin Kurtuluş Savaşı’nda ülkemiz için cepheye gittiğini ve Çanakkale’de kahramanca şehid olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Millî Savunma Bakanlığı’nın yayınladığı Şehidlerimiz isimli yayınında kazamıza ait 105 şehidimizin ismi geçmektedir.

Daha engin belge ve bilgilerde buluşmak dileğiyle.*

Yaşar CELEP

Başbakanlık Devlet Arşivleri Uzmanı

Burada verilen bilgilerle alakalı belgeler ileriki günlerde transkiribeleriyle beraber yayınlanacaktır.

OSMANLI ÖNCESİ MESUDİYE VE REŞADİYE TARİHİ

İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyılın başka bir tanımı da “Bilgi Çağı”dır. Çünkü bu asırda kültür alışverişlerinin ve sosyal değişmelerin hızlandığı apaçık ortadadır.

Bu yüzyılda, uluslararası güçler tarafından insanlık tarihinin seyrini değiştirecek politikalar uygulamaya konulmaktadır. Uluslararası güçler, tekellerinde bulunan iletişim araçlarının bütün imkânlarını kullanarak planlarını sinsice dünyaya dikte ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu gibi güçler, her yüz yılda böyle entrikaların içinde hep olagelmişlerdir.

Bir yandan demokrasi adına bireysel özgürlükler genişletiliyormuş havası verilirken, diğer yandan da yüz yıllardır aynı coğrafyada yaşamış insanlar birbirlerine düşman yapılmaya çalışılmaktadır.

Bu çalışmalar, “Yeni Dünya Düzeni” ni uygulamaya koymak için ulus-devlet yapısını bozmaya yönelik hileden başka bir şey değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde bulunduğu coğrafya, stratejik konumu itibariyle yüz yıllardır dünyaya egemen olmak isteyen güçlerin elde etmek istedikleri yerdir. Bu süreçten geçerken, üzerinde yaşadığımız toprakların geçmişi hakkında güvenilir bilgi edinme ihtiyacımız son derece artmıştır. Ayrıca atalarımızın kanlarıyla suladıkları topraklardaki geçmiş tarihlerini bilmek de en doğal hakkımızdır.

Tarihî mirasından habersiz olan insanların, başka toplumların kültüründen etkilenmesi daha çabuk ve kolay olmaktadır. Dolayısıyla bu kültürlerden etkilenen insanlarda iç çatışma ve kimlik bunalımı başlamaktadır.

İşte bu sebeplerden dolayı yapmak istediğimiz; Mesudiyelilerin Reşadiyelilerin ataları kimlerdir, nerelerde yaşamışlardır ve özellikle Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında neler yapmışlardır sorularının cevaplarını bulmaya çalışmaktır.

Samsun’dan Batum’a, oradan Artvin-Bayburt’u içine alacak şekilde Köse Yaylası üzerinden Canik dağları boyunca Samsun’a ulaşan bölge, Doğu Karadeniz bölgesi diye adlandırılmaktadır.[1] Mesudiye’nin Reşadiyenin de içinde bulunduğu Orta Karadeniz Bölgesi olarak bilinen saha, Ordu’nun doğusundaki Melet çayını içine alarak, aşağı Kızılırmak Havzası’nın batısına kadar uzanır.[2] Mesudiye İlçesi 40-41 derece kuzey enlemleri ile, 37-38 derece doğu boylamları arasında bulunmaktadır.[3]

Eskiçağ Tarihi ve arkeoloji yönünden az araştırılan bölgelerden biri de Karadeniz Bölgesi’dir. Bu durumun en önemli sebebi, bölgenin dağlık bir yapıya sahip olması yanında, sahile bakan topraklarının yılın hemen dört mevsimi yeşil bitki örtüsü ile kaplı olmasıdır.[4] 13. yüzyıldan itibaren seyyah-araştırıcıların ilgi duyduğu Karadeniz Bölgesi’nde bilimsel çalışmalar 19. yüzyılda başlamıştır.

Karadeniz Bölgesi’nin uygarlık açısından en eski tarihinin M.Ö.1.000.000-100.000 yılları arasındaki Alt Paleolitik (Yontma Taş) döneminde başladığı, araştırmalar neticesinde anlaşılmıştır.[5]

Bu bölgede henüz Neolitik (Taş Devri) olabilecek bir yerleşimden söz edilememektedir. Buna karşılık Prof. Dr. Mehmet Özsait ve ekibinin bölgede yaptığı yüzey araştırmalarında Kalkolitik Çağ yerleşmelerine ait bulgular elde edilmiştir. [6]

Ayrıca Ordu ilinin 114 km. güneydoğusunda yer alan, Mesudiye ilçesine bağlı Kale Köy’de[7] Prof. Dr. Mehmet Özsait başkanlığında bir ekip yüzey araştırması yapmış ve sonuçlarını da yayınlamıştır.[8]

M.Ö. II. binin ilk yarısında Anadolu’nun Kızılırmak havalisinde Hitit Krallığı’nın, M.Ö.II. binin sonlarında ise Phryg (Frigya) Devleti’nin ve Doğu Anadolu’da Urartu Devleti’nin kurulduğu bilinmektedir.

M.Ö. IX. yüzyılda Kimmerler Güney Karadeniz kıyılarına yerleşmişlerdir.[9] Daha sonra M.Ö. VII. yüzyılın ortalarına doğru Miletoslular bu bölgeye hakim olmuşlardır.

M.Ö. 750-700 tarihleri arasında Turgay bölgesinden ve Ural nehrinden geçen İskitler (Sakalar); Azak Denizi, Kırım ve Karadeniz’in kuzeyinden Tuna nehrine kadar olan bölgeye hakim olmuşlardır.[10]

Prehistorik (Tarih öncesi) dönemden sonra Doğu Karadeniz bölgesine yerleşen Kimmerler ve İskitler, tarih sahnesinden çekildikten sonra, bunların hakim olduğu sahada Türk kavimleri ortaya çıkmıştır. Gürcistan Tarihi’ndeki kayıttan var oldukları anlaşılan Bunturki ve Kıpçaklar, bölgedeki yer ve topluluk isimlerinden yöreye yerleştikleri düşünülen Halaçlar, Afşarlar ve Yazgurlar İskitlerin yurt tuttukları topraklarda hakimiyet kurmuşlardır.[11]

Karadeniz Bölgesi’nde ilk Yunan Kolonilerinin M.Ö. VII. yüzyıl ya da bu asrın sonlarına doğru kurulmaya başlandığı bilinmektedir. Kaynaklarda Samsun’u kuranların Miletliler veya Asyalı bir kavim olan Foçalılar, hatta Atina muhacirleri olduğu yolunda görüşler mevcuttur.[12]

İlkçağlarda bölgeyi hakimiyeti altına almış olan Pers İmparatorluğu’nun gücünün zirveye çıktığı dönemlerde, bölgeden vergi aldığı ve M.Ö. 480’de Yunanistan seferine çıkan Pers Ordusu’nda bölgede yaşayan topluluklardan oluşan birlikler bulunduğu bilinmektedir.[13]

Buraya kadar Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan kavimlere ait bilgileri özetledikten sonra, bu bölgeye gelerek yurt edinmiş olan atalarımıza ait malumatlar verilecektir.

Türkçe konuşan toplulukların Orta Asya’daki asıl anayurdunun neresi olduğu üzerinde birçok fikirler ileri sürülmüştür. Tarihçi Prof. Dr. Faruk SÜMER’in de kabul ettiği gibi, Türklerin anayurdu Abakan, Tuba yörelerini de içine alan Yenisey ırmağı boyları ve ona yakın yörelerdir.[14]

X. yüzyılın ilk çeyreğinde Süd-Kend’de Müslümanlığı kabul etmiş mühim bir Türk topluluğu görülmektedir ki, bunların Oğuzlar olduğu kanaati hakimdir.

Türklerin İslamiyet’e geçişleri Samanlıların Türk bölgelerindeki gayretleri ile olmuştur.[15]

XI. yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzların; Türkiye Türkleri ile İran, Azerbaycan, Irak ve Türkmenistan Türkleri’nin ataları oldukları bilinmektedir. Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin hanedanlarının da onlardan çıktığını hatırlarsak Oğuzların dünya tarihinde büyük roller üstlenmiş bir Türk kavmi olduğu apaçık ortaya çıkmış olur.[16]

Selçuklu Devleti’nin Karadeniz Bölgesi ile ilişkileri, Çağrı Bey’in 1018’de batı seferi ile başlamaktadır. Çağrı Bey’in batı seferi, ilk bakışta Doğu Karadeniz Bölgesi ile alakasız gibi görünse bile, Bizans’ın gücünün ne seviyede olduğunu Selçukluların anlaması bakımından önemlidir. Ayrıca, güneydoğu Karadeniz’de etkili olan Ermenilerin ve Erzurum-Artvin havalisinde etkili olan Gürcülerin ilk defa Selçuklu askerleri ile karşılaşması ve mağlup olmaları, ileride başlayacak olan Oğuz göçleri için çok önemli neticeler ortaya koyacaktır.

Çağrı Bey’in batı seferinden sonra, Karadeniz Bölgesi’ni de kapsamış olan ikinci Selçuklu akını İbrahim Yınal tarafından yapılmıştır. Dandanakan zaferinin (23 Mayıs 1040) sonunda Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasıyla, Sultan Tuğrul (1040-1063) devrinde Türkmen akınları sona ererek düzenli ordularla bu bölgeye girilmeye başlanmıştır.[17] Daha sonra Malazgirt Savaşı’na kadar olan zaman diliminde; 1047’de Büyük Zab Suyu ve 1054’de Muradiye ve Erciş’in fethi sağlanmıştır. 1057-1063 yılları arasında devamlı olarak Anadolu’ya akınlar düzenlenmiştir. 1064’te Alp Arslan Gürcistan üzerine sefere çıkmıştır. Malazgirt Savaşı öncesindeki son akın olan 1067-1068’deki akınında Trabzon’a kadar ilerleyen Selçuklu Ordusu şehri ele geçirememişse de çok büyük ölçüde tahribatta bulunmuşlardır.

Selçuklu Sultanı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) arasında 26 ağustos 1071 yılında Malazgirt Ovası’nda yapılan savaş sonrasında, Anadolu’nun kapıları sonuna kadar Türklere açılmıştır.[18]

Danişmendliler, Anadolu’nun Türk yurdu haline getirilmesinde emeği geçen beyliklerden biri olup, 1071-1175 yılları arasında Niksar merkez olmak üzere, Orta Karadeniz Bölgesi’nin güney kesimlerine hakim olmuştur.

Emir Danişmend Taylu et-Türkmanî’nin gösterdiği yararlılıktan dolayı, Alp Arslan tarafından Sivas, Niksar, Elbistan ve Malatya kendisine yurt olarak verilmiştir. [19]

II. Kılıç Arslan 1174 tarihinde Danişmendli Beyliği’ni ortadan kaldırmış, 1176’da üzerine yürüyen Bizans İmparatoru Manuel’i Miryakefalon’da mağlup ederek Anadolu’daki siyasi üstünlüğünü herkese kabul ettirmiştir.[20]

Anadolu Selçuklu Devleti XIV. yüzyılın başlarında yıkılmış, 1335 yılında Moğol-İlhanlı devrinin de sona ermesiyle Anadolu Beylikleri dönemi başlamıştır.

İşte bu beyliklerden biri de Hacıemiroğulları Beyliği’dir. Tokat’ın kuzeyi ile Mesudiye, Ordu, Giresun, Samsun’un doğusu ve Trabzon’un batısında hüküm sürmüş, Orta Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesini ve İslamlaşmasını sağlamış bir beyliktir.[21]

Her ne kadar modern tarihçilerin bu bölgeyi Hacıemiroğulları Beyliği diye isimlendirmişlerse de[22] hüküm sürdükleri topraklar Osmanlı belgelerinde “Vilâyet-i Bayramlu” olarak geçmektedir.[23] Bunun sebebi de, bu toprakların gaza yoluyla Hacı Emir’in babası Bayram Bey tarafından alınmış olmasıdır. O’nun ismi ilk olarak Trabzon kilise tarihçisi Panaretos’un Vekayinâmesi’nde geçmektedir.[24] Bu eserdeki bilgiye göre, Bayram Bey 1313 yılında bir sergiyi[25] basmıştır.

XIV. yüzyılın ilk çeyreğinde de Bayram Bey, Trabzon Krallığı üzerindeki baskısını iyice artırmıştır. Panaretos Bayram Bey’in 1322 yılında Maçka’ya bağlı Hamsiköy’e büyük bir ordu getirdiğini, çatışmalarda çok Türk’ün katledildiğini, çok sayıda Türk atının ganimet olarak alındığını kaydetmektedir.[26] Bayram Bey’in bu tür baskınları, O’nun bir uç beyi olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlılar bu hizmetlerinden dolayı Hacıemiroğulları’nın hükümran olduğu topraklara Vilayet-i Bayramlu demişlerdir.
REŞADİYENİN İLÇE OLMADAN ÖNCEKİ İDARİ YAPISI: Reşadiye’nin bilinen eski
durumu İskefsir’in Şark-İ karahisar’a baglı olduğudur.Şark-i karahisar’ın
da TRABZON Eyaletine bağlı olduğuna dair kayıtlara raslanmaktadır.
Miladi 1644 yılında ise İskefsir kazası Erzurum vilayetine bağlıdır.Daha sonraları İskefsir kazası şark-i karahisar ile birlikte Erzurum eyaletinden ayrılarak Sivas eyaletine baglanır.

-CUMHURİYET DÖNEMİNDE: Sivas ilinin sancakları olan Tokat ve Amasya il olmutur.İlçe olan Reşadiye(İSKEFSİR)ise Tokat iline bağlanmıştır.
Sultan Reşat zamanında İskefsir adı Reşadiye olmuştur.
REŞADİYENİN İLÇE MERKEZİ OLARAK SEÇİLME NEDENLERİ: Mesudiye kazasına bağlı İskefsir nahiye ve köylerinin kaza merkezine uzak oluşu ,buralardaki hükümet kontrolünü güçleştiriyordu.Bu durum ise burada yaşayan eşkiya ve zorbanın işine geliyordu. Halk üzerine büyük bir baskı kuran zorbalara karşı devlet güçleri denetim ve önlemleri sağlıyamıyordu.Reşadiye’nin corafi özellikleri bakımından çam ormanlarıyla kaplı olması ,güzel ve şirin bir yer olması,kışın sert geçen iklim koşulların dan fazla etkilenmemesi ,köylerin konumuna göre merkezi yede olması kelkit vadisi üzerinde ve tarihi ipek yolunun(şark yolu) buradan geçmesi ilçe merkezi olarak seçilmesini etkilemiştir.
BİTKİ ÖRTÜSÜ: İlçemiz orman bakımından Türkiye ortalamasının üzerinde olup,çoğunlukla KIZILÇAM,SARIÇAM,KAYIN,MEŞE,ARDIÇ ve kısa boylu çalılıklarla kaplıdır.
KIZILÇAM: Toplam alanı 2709 hektardır.Kelkit vadisinin aşağı bölümünde meşe(halk dilinde pelit) ile birlikte bulunur.
SARIÇAM: (KISA PÜRLÜ ÇAM) Orman alanının 7330 hektarrını oluşturur.1000 rakım üzrindeki ÇAMLIYAYLA, ÇAMBALI, SARIYAYLA, KETENÇUKURU ve ÇALDAĞI mevkilerinde bulunur.
KAYIN: (gürgen)Sarıçamla beraber karışık olarak bulunduğu alan 3340 hektarır.Bu ağaç türü ise genelde kuzey-kuzeydoğu da ordu ili sınır bölgesinde bulunur.

-REŞADİYE’DEN YETİŞEN PAŞALAR
SEYYİT HASAN PAŞA: (1679-1748)KABALI köyündendir.1. Mahmut dönemi sadrazamlarındandır.
ÖMER PAŞA: KUZBAĞI köyündndir.Mezarı kuzbağı köyünde olup,Doğum ve ölüm tarihleri belli değildir.
SALİH HİMMET PAŞA: (1799-1907)BEREKETLİ köyünde doğmuştur.Zamanın şeyh-ül Etibası II.Abdulhamit dönemi Harbiye nezareti sıhhıye Dairesi başkanıdır.Mezarı istanbuldadır.
ÖMER PAŞA: (1873-?) KARLIYAYLA köyündendir.1.Cihan harbinde Generalliğe yükselmiştir.Ölüm tarihi ve nerede öldüğü bilinmemektedir.
SEYFETTİN SEYMEN: Hava tümgeneral 1944 yılında KABAKLI köyünde doğdu. 1992 yılında Tuğgeneral oldu.2.taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yaptı.1993 yılında Washington Silahlı Kuvvetler Ateşesi olarak ABD’ye atandı.1995 yılında 5.Ana jet üs Komutanı olarak Merzifona atandı.1996 yılında Tümgeneralliğe teri ederek 2.HİBM.Komutanlığına (Kayseri)atandı.

TARİHİ YERLERİ: Eski adı İskefsir olan Reşadiye kelkit vadisinin kuzeyinde kurulmuştur.Bu vadinin batı ucundaki Niksar ile doğu ucundaki Koyulhisar gibi önemli kalelerin arasında olması nedeni ile tarihi bir yerleşim yeri olamamıştır.Bu güne kadar ilçe ve köylerinde bilimsel anlamda kazılar yapılmamış bulunan eserler ve yaşayan uygarlıklar hakkındaki bilgiler tesadüf eseri ortaya çıkmıştır.Bu eserler Romalılara, Bizanslılara ve Türklere ait olup yerlerini şöyle sıralayabiliriz-GÖLLÜKÖY, ÇAMLIKAYA, SARAYDÜZÜ, KALECİK, MENGEN KALESİ, KALDÜZÜ (Tarihi İskefsir Kalesi) KIZILCAÖREN TURAÇ KÖYÜ Yaylasında Bizanslılara ait olan ve sonrasında Müslümanlarında defnedildiğiTARİHİ MEZARALANI bulunmaktadır.İlçemizde gerek insan eliyle gerekse doğal mağaralar bulunmaktadır. Bunlar Çamlıkaya köyü sınırları içerisinde bulunan KORKUTAN MAĞARASI,Baydarlı Kasabası sınırları içerisinde GÜNGERİT ve TİLKİDİBİMAĞARASI,Demircili Köyü sınıları içerisinde KIZIL MAĞARA,Cimitekke-kavaklıdere arasında DELİKLİKAYA MAĞARASI,Yolüstü köyü sınırları içerisinde İNKAYA MAĞARASI vb.

REŞADİYE KAPLICASI: Kaplıca kasabanın hemen kenarında olup kuzey Anadolu Fay Hattının oluşturduğu Kelkit vadisi içindedir.Bu suyu besleyen kaynağın rezervuar kayacı Zinav kireçtaşı olarak belirlenmiş ve Kuzey Anadolu Fay Hattı boyunca yüzeye çıktığı anlaşılmıştır.Suyun en sıcak oranı 49C* dir.
Alman kaplıcalar birliği sınıflamasına göre sodyumlu,kalsiyumlu,bikarbonatlı,klorlu,karbonik asitli olup,AveC grubu şifalı sular sınıfına girer.Günde 7400 kişinin ihtiyacını karşılayabilecek 30lt/sn kapasitededir.
İLÇEMİZİN MESİRE YERLERİ: Reşadiye yayla,piknik ve mesire yeri bakımından oldukca zengindir.
Bunların çoğunun altyapısı ve düzenlemesi yapılmıştır.
Bazılarını şöyle sıralayabiliriz; GEDİK, BATMIŞ, KIRKGÖZLER, KİRAZALANI, ÇİTLİCE, KURTGÖLÜ, KEBAPPINARI, MENEKŞEPINARI, CİNBAN, ÇAL, ZİNAV, NAZIMINÇEŞMESİ, AKPINAR, YELLİCE, TAŞTEKNE vb.

ĞÖLLERİMİZ: ZİNAV,GÖLLÜKÖY GÖLÜ, GÖDÖLÖŞ GÖLÜ, KURT GÖLÜ,GINDIRALI GÖLÜ,MEHMETBEY GÖLÜ,SÜLÜK GÖLÜ.

AKARSULAR VE DERELER: KELKİT ÇAYI, TOZANLI ÇAYI, DELİCE ÇAYI, TOMBALAK DERESİ, KÖY DERESİ. REŞİT DERESİ.
1939 REŞADİYE DEPREMİ:1939Yılında 26 aralık’ı27aralık’a bağlayan gece sabaha karşı tarih’de Erzincan depremi olarak’da bilinen bu deprem Reşadiye ve köylerinde de etkili olmuştur.Bu depremde ayakta tek birbina kalmamıştır. Bu hali ile ilçe merkezi ve köyleri uzun bir süre kendi kaderlerine terk edilmiştir. İlçe merkezinde çeşitli sebeplerle çıkan yangınlar’da facia dahada büyümüş,çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir.Köylerde dahil toplam 2100 kişinin öldüğü resmi kayıtlarda mevcuttur. Kışın şiddetli ve yolların kapalı olmasından gerekli yardımların yapılması gecikmiştir.Ancak 20 gün sonra doktor ve kızılay yardımı gelebilmiştir. Halk bu ilgisizlik ve duyrsızlık karşındaki tepkisini şu dörtlükle dile getirmiştir.
REŞADİYE IRMAĞI,
GELİYOR COŞA COŞA!
VALİ BİZE BAKMIYOR,
SEN YETİŞ İSMET PAŞA!’

1939 SONRASI REŞADİYE:Deprem öncesi Reşadiye,kelkit vadisinin kuzeyinde birinci derece deprem kuşağı olan Konale Fay Hattı üzerine kurulmuştur. 1939 Depremi’nin yerle bir ettiği bu iskan alanının zemininin sağlam olmayışı nedeni ile yeri değiştirilmiştir.Zamanın Tokat Valisi İZZETTİN ÇAĞPAR İlçe Kaymakamı NECATİ GÖKMOĞOL ve oluşturulan kurulun uzun tartışmaları sonucu yeni Reşadiye’ yerleşim yeri eski yerleşm yerinin kuzeyine dağ eteğine kaydırılmıştır.Ancak günümüzde yerleşim güneye doğru tekrar kaymaktadır.alıntı

Bu Yazıyı Sevdiklerinizle Paylaşmak İstermisiniz ?
Bu yazı CAZİP FİKİRLER kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>