İMF-YE İHTİYACIMIZ YOK
İMF’YE İHTİYACIMIZ YOK
———————————–

Türkiye’nin IMF ile anlaÅŸmaya ihtiyacı olmadığını söyleyen Anadolu Aslanları İşadamları DerneÄŸi (ASKON) Genel BaÅŸkanı Mustafa Koca, “Bizi IMF ile anlaÅŸmaya zorlayanlar, kendi hesapları yüzünden bu baskıyı yapıyorlar” dedi.
ASKON Genel BaÅŸkanı Koca, yaptığı yazılı açıklamada, IMF ile anlaÅŸma meselesinin uzun zamandır gündemde olduÄŸunu hatırlatarak, “Stand-by anlaÅŸmalarını baÅŸarıyla tamamlayan hükümet yeni anlaÅŸma için yaklaşık yedi aydır ayak direme tavrında idi. Tam bu pozisyonda küresel krizle karşı karşıya kaldık. Küresel kriz bir kısım hesapların deÄŸiÅŸmesine sebep oldu. Bazı hesapları yeniden yapma ihtiyacı hasıl oldu. Krizin ilk ortaya çıktığı zamanlarda hükümet yine ‘anlaÅŸma gereksiz’ tavrına devam etti.
Ancak ülkemizde bir grup ısrarla IMF ile anlaÅŸma yapılması gerektiÄŸini dikte etmeye baÅŸladı. Bu grup maalesef ülkemizin en zengin dükalığının etrafında kümelenmiÅŸ olanlardan oluÅŸmuÅŸtu. Hükümet diyor ki, ‘kriz bize teÄŸet geçecek’, onlar diyor ki, ‘hayır kriz bizi vurdu’. Hükümet diyor ki; ‘bizim IMF kredilerine ihtiyacımızı yok’, onlar diyor ki; ‘mutlaka anlaÅŸma olmalı ve kredi de alınmalı’. Böyle bir handikap ve çatışma içerisinde ülkemiz de az olarak hissedilecek olan krizin etkisi pompalama ile artırıldı.
Sanki kriz bizde çıkmış gibi insanlar tedirgin olmaya baÅŸladılar ve tüketim zayıfladı” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
Bu durumu fırsat bilen aynı çevrelerin ciddi anlamda para sıkılaştırmaya ve bol miktarda işçi çıkarmaya başladığını kaydeden Koca, şimdi krizin daha fazla hissedildiğini ifade etti.
Koca, tüm bu geliÅŸmelerin sonunda IMF ile anlaÅŸma meselesinin iyice “piÅŸirildiÄŸini” ve artık BaÅŸbakan’ın da IMF ile görüşmeye baÅŸladığını belirterek, “Gerçekten IMF ile anlaÅŸmaya ihtiyacımız yok. Bizi IMF ile anlaÅŸmaya zorlayanlar, kendi hesapları yüzünden bu baskıyı yapıyorlar. Hükümete para aldıracaklar, kendilerine yönlendirecekler ama sonuç itibariyle fatura yine millete çıkacak” dedi.
IMF’nin matah bir kurum olmadığını herkesin bildiÄŸini ve “itibarsızlaÅŸan” kurumun tek ciddi müşterisinin Türkiye olduÄŸunu söyleyen Koca şöyle devam etti: “Kaynakları da tükendi, hazinesinde ki altınlarını satıp maaÅŸları vermeye baÅŸladı. Böyle bir kurum kriz sebebiyle yeniden kıymete bindirildi ve kendisinden borç alınması için bütün toplum baskı altına alınmaya çalışılıyor. Kesin kanaatimiz ÅŸudur: Bizim IMF ile aÅŸmaya ihtiyacımız yok. Makro tablolar itibariyle AB standartlarını yakalamış bir ülkeyiz.
Bunu kendimiz yaptık. Mali disiplini kendimiz yeniden saÄŸlayabiliriz. Öyleyse bu para kime lazım? Bu parayı kim için alacağız. Türkiye’nin reel sektörü olarak bu anlaÅŸmaya karşıyız. Yapılmasına itirazımız var.”
——————————————————————–
IMF’NİN KURULUÅžU
Milletlerarası para fonunun temeli 1944′te ABD’nin New Hampsive eyaletinde Bretton Woods kentinde toplanan, BirleÅŸmiÅŸ milletler para ve maliye konferansının neticesinde atılmıştır. Bu konferansta uluslararası para fonu ve dünya bankasının kurulması kararlaÅŸtırıldı. 8 Mart 1948′de fiilen Washington’da faaliyete geçti. BaÅŸlangıçta üye sayısı 44 olan IMF 1970′li yıllarda 116 ülkeye çıktı. Bu sayıya Türkiye’de dahildir. Bugün ise 130′un üzerinde üyeye sahiptir. Fon’un yapısal grafiÄŸi şöyledir: Fon’un bir genel kurulu vardır. Yılda birkaç kez toplanır. Her üye devlet bu kurula bir guvernar ve onun yerini alacak bir yardımcıyla katılır. Guvernarler konseyi kurumun en yüksek organıdır. Kurumun başında bir genel müdür vardır. Ayrıca Genel Kurulun seçtiÄŸi bir yönetim kurulu bulunur. Yönetim kurulu 5 üyeden oluÅŸur. Bu 5 üye fon?a katılmış payı en yüksek olan ülkelerdir.
KURULUÅž AMACI
Fon’un amaçları arasında esası teÅŸkil eden, II. Dünya savaşı sonrasında harabe ve mezarlığa dönen Avrupa ülkelerini desteklemek ve mali imkanlar saÄŸlayarak, dünya ekonomisinde ortaya çıkmış ve çıkabilecek olan kısa vadeli ödemeler bilançosu problemlerinin çözümüne yardım etmektedir. Ayrıca dünya ticaretini geliÅŸtirmek, uluslararası dayanışmayı saÄŸlamaktadır. (Bu amaç görünen resmi amaçtır)
Resmi olmayan amaçlar ise birinci derecede yetkili ağızlardan belgelerle aktaracak olursak:
Dünya bankasının 77′li yıllarda baÅŸkanı olan Mc Namara şöyle diyor: -Kredi verdiÄŸi ülkelerin ekonomik politikalarına müdahale etmek, milli sanayiinin kurulmamasına azami gayret göstererek ve banka yatırımlarına yön vermektir. (Yeniden Milli Mücadele Dergisi 13. Eylül 1977) Belge No: 1 Bir Alman Maliye Bakanlığı yetkilisi IMF’nin güçlü devletlerin güçsüz devletler üzerinde bir baskı aracı? olduÄŸunu söyleyerek ekliyor: -Ne bizim, ne de Amerika?nın İtalya üzerinde baskı yapma gücü vardır. Ama IMF bunun çok fazlasını yapabilir. Uluslararası örgüt olarak milli hisleri rencide edip bize karşı doÄŸabilecek rahatsızlıklara da sebep olmazdı. (Yankı Dergisi 26 AÄŸustos 4 Eylül 1977 Sayı 337 s.31) Belge No:2
IMF’de ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya’nın sözü geçer. IMF söz konusu ülkeler tarafından geri kalmış, ülkelere bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. GeliÅŸmek için krediye ihtiyacı olan ülkeler bu sözü geçen emperyalist ülkelerin isteklerine boyun eÄŸmek zorundadır. (Ak İktisat Ansiklopedisi C. S.665-666 Belge No: 3)
Dünya bankasının baÅŸkanlarında Mc Namara 1969 Banker dergisine şöyle bir demeç veriyor: -Kredi alabilmek için, hangi sektör ve projelere öncelik tanınacağına yabancı uzmanlarımız karar verir ve (Dünya bankası ve IMF’nin) tavsiye kararlarıyla kabul ettirilir ve bunlara istekli olarak görünenler de kredimizi alır (Belge no: 4) Eski bir Afrikalı dışiÅŸleri bakanı olan Simon G. Hasan IMF ve dünya bankasından kredi almak için öne sürülen ÅŸartları şöyle özetliyor.
1- Demokratik hükümeti bertaraf edeceksiniz
2- Büyüme hızını düşüreceksiniz
3- İşçi sendikalarına öldürücü darbeler vuracaksınız
4- Yoksullarla zenginler arasında uçurumları derinleştireceksiniz
5- Halk kitleleri arasında yaşam düzeyini hızla düşüreceksiniz demek istiyorlar. Hulasası Washington?un bize dikte ettirmeye çalıştığı maddeler. Ayrıca kamçı zoruyla kabul ettirilen yardımların amaçlarıdır. (Banker Dergisinde 1969 yılında bir söyleşi Yeniden Milli Mücadele Dergisi Kasım 1977 s.11) Belge no: 5
Devalüasyon bir zaferi temsil etmez. Bu bir yenilginin temsilidir. Harold Take Peak (Loyds Bank Yön.Kur.Bşk.) Bu belgeler size gayri resmi amaçlarının neler olduğunu açıklar kanaatindeyiz. Ayrıca, IMF emperyalist ülkelerin sömürgelerine askeri-idari hakimiyetle dikte ettirilen, ilkel sömürgecilik ilişkisi yerine şartları zorlayacak yumuşak yoldan empoze-yönlendirme aracı olarak kullanılmaktadır. Her ne kadar yardım teşkilatı olarak görünürse görünsünler asıl amaçları gelişen ülkelerin gelişmelerini kontrol altında tutmak, tek taraflı ekonomik çıkışı hızlandırmaktır
IMF’DEN KREDİ ALMANIN ÅžARTLARI NELERDİR??
IMF gibi kredi kaynakları ve para fonları bir ülkeye kredi verirken güvence isterler. Bu güvenceler hazine garantileri, siyasi tavizler, kendi yararlarına olacak ekonomik gelişmeler içeren istikrar programlarıdır. Dış ödemeler dengesi bozulmuş, dış borçları çoğalmış ülkelere kredi vermezler. Değerli büyüğümüz Bahaeddin Karakoç ağabeyimizin dediği gibi verirsen alırlar, vermezsen almazlar! Yukarıda verdiğiniz beş belgede kredi almanın şartları yetkili ağızlardan açıklanmıştı. Kısaca tekrar edecek olursak: Kredi kuruluşlarının uzmanları tarafından hazırlanan proje ve programlar uygulamak, tavsiye kararlarını kabul etmek, büyüme hızını düşürmek, sendikaları darbelemek, vergiler, zamlar ve hayat pahalılığı.
IMF Bir ABD SİSTEMİDİR?
Bretton-Woods kentinde yapılan anlaşma II. Dünya Savaşını kazanan batılı devletler arasında en güçlülerle ABD?nin ideolojilerini ve ulusal çıkarları yansıtmaktadır. Gerçekten bu anlaşmayla batılı güçlü ekonomilerinin çıkarları doğrultusunda başarılı olmuş, beklenen hedefler gerçekleşmiştir. Buna karşı geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler uygulanan düzen onlara yarar sağlamamış, hep kösteklemiştir. Ayrıca sık sık uygulanan ve tekrarlanan para bunalımları ve kararsızlıklar, şiddet enflasyonları artırmış ve yerleştirmiştir.
Az geliÅŸmiÅŸ ülkelerin ihraç ve sanayi ürünlerinde nispi fiyatlar geliÅŸmiÅŸ ülkelerin lehine sonuçlanmıştır. Ayrıca artan ihracat ve fiyat farkıyla geri kalmış ülkeler döviz bazında erimiÅŸtir. Devamlı artan dış borçlarla, faizin faizini öder hale gelen geri kalmış ve geliÅŸmekte olan ülkeler IMF’nın korumacı politikalarına ve ABD’ye teslim olmuÅŸtur. ihraç imkanların kısıtlanması yani kotalar, ithalatın artışı giriÅŸte savunduÄŸumuz görüşleri kanıtlamaktadır. Bakın bu görünüşü destekler bir açıklama yapan, zamanın IMF BaÅŸkanı Mc. Namara, bir Afrika ülkesine yardımın geniÅŸletilmesi isteÄŸi karşısında şöyle diyordu:
-Sağlam ve elverişli bir kalkınma programı yapmak için zorunlu olan güç kararları almak için kararlı olmak gerekir. Bunlar vergi tedbirleri, mal ve hizmetlere yapılacak zamlar, işçi ve memura sıfır ?0? zam (kalkınma yönüyle ilgili) kararlardır. Ayrıca siyasi bakımdan, projelerin seçimi. Hangi sektör ve projelere öncelik tanıyacağınıza da bizim uzmanlarımız karar verir ve size tavsiye eder. Siz de bu tavsiyelere uyarsanız, bu isteklerimize uymaya istekli olursanız, işte o zaman krediler verebiliriz, diyor. Yani bir Afrika ülkesi bu şartları kabul ederse kredileri genişletilecek. O ülkenin dışişleri bakanının bu tavsiyeler için değerlendirmesi ise gerçekten çok ilginçtir.
-Washington bize dikte ettirmeye çalıştığı maddeleri kamçı zoruyla kabul ettiriyor. (Simon G. Hasan)
TUZAK NASIL ÇALIŞIYOR?
IMF, 1946′dan bu yana tuzağına düşürdüğü 48 ülkeden 32’sinin ekonomisini çökertti, kendisine bağımlı hale getirdi. Borç batağına sürüklenen ve fakirleÅŸen ülkelerde, IMF’ye güvenmenin faturası çok ağır oldu. Milyonlarca aç insan sokaklara döküldü, ayaklanmalar, darbeler birbirini izledi. Uluslararası araÅŸtırmalarıyla ünlü Bryan Johnson ve Brett Schaefer verilerine göre, IMF’den borç alan 48 ülkede, kiÅŸi başına düşen zenginlik açısından hiçbir ilerleme kaydedilemedi. Bu ülkelerden 32’sinin ekonomisi ise çok daha gerilere gitti, ülkeler ve insanlar fakirleÅŸti. IMF tuzağının faturası sadece ekonomik kriz olarak deÄŸil, bazı ülkelerde halk ayaklanması, kanlı olaylar, yaÄŸmalamalar, darbeler olarak çıktı. IMF’ye ÅŸu anda 182 ülke üye. Bu ülkeler IMF’nin yönetiminde de söz sahibi. Daha doÄŸrusu öyle sanılıyor. Zira bu söz sahipliÄŸi, herkesin koyabildiÄŸi paraya baÄŸlı. ÖrneÄŸin ABD’nin oy hakkı 17.35. ABD’yi Japonya 6.22, Almanya 6.08, Fransa 5.02, İngiltere 5.02 ve Suudi Arabistan 3.27 oy oranı ile izliyor. Türkiye’nin IMF yönetimindeki etkinliÄŸi ise sadece 0.46. Dolayısıyla geliÅŸmekte olan ülkelerin IMF yönetimindeki söz hakkı ÅŸekilsel bir aldatmacadan öteye gitmiyor. IMF, geliÅŸmekte olan bir ülkeye girerken, güya ‘ihracatı ve geliri artıracak, refah saÄŸlayacak’ paketler uygulatıyor. Ancak nedense ithalat ihracattan daha çok artıyor. Köyden kente göç ve iÅŸsizlik patlıyor. Eldeki küçük ve orta büyüklükteki iÅŸletmeler ağır koÅŸullara dayanamayıp kapılarına kilit vuruyor. Buna karşılık bazı rant gruplarının karı artıyor. Tabii bu rant grupları ve onlarla baÄŸlantılı politikacılar, kalenin içten ele geçirilmesinde aktif rol alıyor. SaÄŸlam temeller üzerine kurulu, uluslararası piyasalarda rekabet gücüne kavuÅŸmuÅŸ büyük grup ve bankalar ise IMF eliyle kurdurulmuÅŸ ve olaÄŸanüstü yetkilerle donatılmış kurullar tarafından ele geçiriliyor. Bu grupların varlıkları uluslararası sermayeye yok pahasına pazarlanıyor.
İŞTE IMF’NİN TUZAÄžINA DÜŞEN ÜLKELERDEN BAZILARI: ASYA KAPLANI, EVSİZLER VE İŞSİZLER ÜLKESİ OLDU
‘Asya Kaplanı’ olarak nitelenen 80′lerde büyük ilerlemeler kaydeden Tayland, 90′lı yılların ortasında tökezledi ve parası yabancı güçlerin saldırıszına uÄŸradı. Tayland IMF’nin ekonomi politikalarını uygulamak zorunda kaldı. Yani, çok ağır bir kemerleri sıkma politikası baÅŸlattı. Bunun üzerine siyasi kriz patladı, ekonomi tamamen çöktü.
50 YILLIK BİRİKİM BİR ANDA YOK OLUYORDU
50 yıl boyunca işçi ve emekçilerin kan ve teri üzerinden dev bir sanayi kuran Güney Kore sermayesi, 1997?de patlak veren Asya ekonomik krizi ile, o güne dek kaydettiÄŸi bütün sınai-teknolojik ilerlemeleri kaybetti. Japonya?nın ardından, bir de iyice geliÅŸen Güney Kore sanayisi ile rekabet etmek istemeyen ABD, fırsatı iyi deÄŸerlendirdi. Krizi bitirmek bahanesiyle ülkeye akıtılan 30 milyar dolarlık dev IMF kredisinin karşılığı, ülke tarihinde görülen en ağır ?yapısal uyum paketi oldu. Kemerler sıkıldı ama ülkenin en büyük sanayi kuruluÅŸları ve bankaları yabancıların eline geçti. Yabancı sermaye, bu banka ve sanayi kuruluÅŸlarının gelirlerini dışarıya taşımaya baÅŸladı. IMF, Güney Kore’nin içine düştüğü bu durumu Global piyasalara entegre olmak diye yutturdu. Benzer yapısal uyum programları Asya krizinin etkilediÄŸi tüm bağımlı ülkelerde uygulandı.
ENDONEZYA AZ KALSIN PARÇALANIYORDU
1980lerin sonunda Tayvan ve Güney Kore’de geliÅŸen işçi hareketi, uluslararası tekelleri kısmen de olsa baÅŸka arayışlara’ yöneltti. ABD’li spor malzemesi ÅŸirketi Nike de, maraton ayakkabılarını giyerek Endonezya’ya koÅŸtu. ABD tarafından desteklenen Suharto diktatörlüğü, ülkeyi tam bir işçi cehennemine çevirmiÅŸti. DB ve IMF de, yabancı tekellere ucuz iÅŸgücü saÄŸlama garantisi karşılığında, devlete bol bol kredi saÄŸlıyorlardı. Bu elveriÅŸli koÅŸullar altında faaliyete geçen Nike patronlarının, işçilerin hak alma mücadelesini bastırmak için diktatörlükle el ele vererek çok sayıda işçi önderini öldürtüp cezaevine attırdığı belirtiliyor. 1997 krizi vurduÄŸunda ise durum daha da kötüleÅŸti ve Nike’ı ülkede tutmak için, işçi ücretleri günde 2.46 dolardan 1 dolara düşürüldü. IMF’nin yapısal uyum programının devreye girmesiyle, Güney Kore benzeri geliÅŸmeler yaÅŸandı. Bir hafta içinde 15 bankaya el konuldu ve kapatıldı. Sonuçta, Endonezya ekonomisi çöktü, ülke parçalanma tehdidiyle karşı karşıya kaldı.Ancak program, halk direniÅŸiyle karşılandı ve çıkan ayaklanma sonucu, diktatör Suharto devrildi.
ARJANTİN?İN YAŞADIĞI ACI IMF GERÇEĞİYDİ
20 Aralık 2001 tarihinde bir helikopterle baÅŸkent Buenos Aires’ten kaçmak zorunda kalan CumhurbaÅŸkanı Fernando de la Rua’nın, kuÅŸbakışı izlediÄŸi manzara korkunçtu. Caddeler ve sokaklar yüzbinlerce iÅŸsiz, aç ve biçare insanın katıldığı protesto gösterilerine sahne oluyordu. Halk polisle çatışıyor, gözyaÅŸartıcı bombalar kullanılıyor, havada kurÅŸunlar uçuÅŸuyor, ve cesetler koÅŸanların ayaklarına takılıyordu. Bunlar bir filmden alınan klipler deÄŸil, Arjantin’in yaÅŸadığı acı IMF gerçeÄŸiydi… Ülke bitmiÅŸti ve tam 132 milyar dolar borcu vardı… Arjantin hükümetinin tedavüle soktuÄŸu yeni parayı destekleyecek kudreti yoktu; kasalar bomboÅŸtu, döviz rezervi namına bir ÅŸey yoktu. Bunun üzerine Arjantin hükümeti tarihte ender görülen bir yola baÅŸvurarak, BaÅŸkanlık Sarayı ve Meclis binası da dahil olmak üzere hükümete ait bütün varlıkları ipotek etti. IMF’nin Arjantin politikaları iflas ederken, geride siyasal, ekonomik ve psikolojik anlamda çökmüş bir toplum bıraktı.
ABD’DE KRİZLERDEN NASİBİNİ ALDI
Yapısal uyum programları, gelişmiş ülkelerde de çalışanların aleyhine oldu. Kemer sıkma uygulamaları nedeniyle, 1998-99 yıllarında sadece çelik sektöründe 10 bin işçi sokağa atıldı. Bunun en büyük nedenlerinden biri, azgelişmiş ülkelerden gelen ucuz çelikti. 2001 Ocak ayında ise 33 milyon nüfusuyla ülkenin en kalabalık eyaleti olan Kaliforniya eyaletinde elektrik üretim ve dağıtım şebekelerinde serbest rekabet ortamı yaratılmasına yönelik özelleştirmenin acı yüzü büyük bir fiyaskoyla ortaya çıktı. Kaliforniya eyaletinde enerji tekelleri arasında aylardır süren serbest rekabet kavgası, tüm çabalara karşın sona erdirilemeyince enerji krizi patlak verdi. Eyalette halk, II. Dünya Savaşından bu yana ilk kez mumlara saldırdı. Hayat durma noktasına geldi ve birçok bölgeye saatlerce elektrik verilemedi. Bankaların para çekme makineleri çalışmadı, fabrikalar üretime ara verdi. Trafik ışıklarının çalışmaması yüzünden onlarca trafik kazası oldu. Eyalette olağanüstü hal ilan edilirken, sistemin tümden çökmesi Kanada?dan elektrik alınarak önlenebildi.
BAŞEKONOMİST JOSEPH STİGLİTZ?İN İTİRAFI:
IMF’NİN SORUNLARA YAKLAÅžIMINI GÖRÜNCE DEHÅžETE KAPILDIM?
‘IMF’nin küstah olduÄŸunu söyleyecekler. IMF’nin yardım etmesi gereken geliÅŸmekte olan ülkelerin söylediklerine gerçekten kulak vermediklerini söyleyecekler. IMF’nin gizliliÄŸine ve demokratik sorumluluk taşımadığına iÅŸaret edecekler. IMF’nin ekonomik reçeteleri iÅŸleri iyiye deÄŸil, daha kötüye götürdüğünü, ekonomik yavaÅŸlamayı resesyona, resesyonu depresyona dönüştürdüğünü söyleyecekler. Haklılar. Ben, Dünya Bankası’nın baÅŸekonomistiydim. Ve IMF’nin sorunlara nasıl yaklaÅŸtığını gördüm. DehÅŸet içinde kaldım.’ Joseph Stiglitz, 1997-2000 Dünya Bankası BaÅŸkan Yardımcısı (The Insider)
KALICI KADER DEĞİŞMİYOR
Tarihsel bakış açısı bazı gerçekleri çok net ortaya koyuyor; Türkiye, 1946 yılından bugüne IMF-Borçlanma-Sıcak para üçgeninde dönüyor, geçici iyileÅŸmeler görülüyor ama kalıcı kader asla deÄŸiÅŸmiyor? Bu noktada çok söz söylemeden, sizi gerçeklerle baÅŸ baÅŸa bırakalım ve özellikle Ankara Ticaret Odası gibi duyarlı kuruluÅŸlarımız tarafından hazırlanan raporlara şöyle bir göz atalım; Türkiye ekonomisi nereden nereye gelmiÅŸ. – 82 yıllık cumhuriyet tarihinin 59 yılında Türkiye bütçesinin açık verdiÄŸini, sadece 23 yılı denk ya da bütçe fazlası ile tamamladığını ortaya koydu. – Rapora göre 1923-2004 yılları arasındaki dönemde bütçe açıklarının toplamı 233 milyar doları, yani 2003 yılının milli gelirine eÅŸit bir rakamı buldu. – Türkiye sadece son 10 yılda 171.3 milyar dolar bütçe açığı verdi, – Türkiye 82 yılın, 66’sında toplam 303 milyar dolarlık dış ticaret açığı verdi. Dış ticaret fazlası verilen yıllar ise 16 yıl ile sınırlı kalırken, toplam Dış ticaret fazlası tutarı 418 milyon dolar olarak gerçekleÅŸti…
YAKINDA BU BORÇLAR BİZİ ÇOK GERECEK
Peki bugünlere yani sıcak tuzaÄŸa düşme süreci nasıl gerçekleÅŸti? -Türkiye, Atatürk’ün ölümüne kadar geçen 15 yıllık dönemde Türkiye’nin 35 yıldır göremediÄŸi dış ticaret fazlasını üst üste 9 yıl yakalamayı baÅŸardı. Dışardan toplu iÄŸneye varıncaya kadar ithalat yapılsa da, Türkiye bu dönemde aldığından fazlasını sattı. 1923-1938 yılları arasında Türkiye’nin milli geliri, oran olarak yüzde 104.8, artarken tarım sektörü yüzde 101.3, sanayi sektörü yüzde 148.8 oranında büyüdü. Türk lirası dolar karşısında yüzde 24.6 oranında deÄŸer kazandı… – Türkiye Cumhuriyeti 50′li yıllara yaklaşırken devalüasyonla tanıştı. 1946 yılında devlet bütçesi fazla vermesine raÄŸmen devalüasyona gidildi. Bir yıl sonra da 47 milyon dolar katılım payı ödenerek IMF’ye üye olundu. Aynı yıl Türkiye’nin milli geliri 7.5 milyar doları gösteriyordu… – Bu ilk devalüasyondan sonra Türkiye’nin dış ticaret dengesi bozuldu. Bütçe ve dış ticaret sürekli açık vermeye baÅŸladı. Hastalığın tohumları da ilk o yıl atıldı. Türkiye bu dönemde ABD?den Marshall yardımı çerçevesinde 1945 yılında 25 milyon dolar, 1948 yılında 38 milyon dolar olmak üzere toplam 63 milyon dolar kredi aldı… – 1958 Devalüasyonundan sonra fiyatlar düşerken ihracat yerinde saydı, ithalat arttı. Dış ticaret açığı büyüdü. 1958 yılında 67.8 milyon dolar olan dış ticaret açığı 1959′da 116.1 milyon dolara, 1960 yılında ise 147.4 milyon dolara yükseldi… – 1978′de 2.3 milyar dolar olan ihracat 1983′te 5.7 milyar dolara çıktı. Anılan yıl dış ticaret açığı 3.6 milyar dolar, bütçe açığı ise 2.5 milyar dolar olarak gerçekleÅŸti. Bütçe açığının ulaÅŸtığı rakam, bir önceki yıla göre yüzde 150 artışı iÅŸaret ediyordu. Dış ticaret açığı 1990 yılında 9.3 milyar dolara ulaÅŸtı… İstikrar politikaları uygulanırken ortalama 17.4 milyar dolar olan dış borç stoku, 1989 yılında 41.7, 1990 yılında ise 49 milyar dolara çıktı. Daha da kötüsü borçların vade yapısı bozuldu. Kısa vadeli borçlar, toplam borçların yüzde 19′unu buldu. Ticari bankaların döviz açığı büyüdü…
IMF?DEN MUCİZELER BEKLEMEYİ SÜRDÜRMEYİN
Sonuç: Türkiye sadece son 10 yılda 171.3 milyar dolar bütçe açığı verdi, 162.9 milyar dolar dış borç aldı.1964 yılında 964 milyon dolar olan dış borcumuz 2004 yılı sonunda 158 kat artarak 153 milyar doları buldu… Hükümetler, bütçe ve dış ticaret açıklarını kapatmak için ya para basıp enflasyonu körükledi, ya da iç ve dış borçlanmaya giderek Türkiye’yi borç sarmalına soktu… 1991-2003 yılları arasında 207.4 milyar dolar dış borç taksiti ödenmesine raÄŸmen, 1991 yılında 50.5 milyar dolar olan dış borcumuz 2004 yılı sonunda 153 milyar dolara çıktı… Son söz: IMF ve Dünya Bankası?ndan mucizeler bekleyenler ve getirdiÄŸi ekonomik-sosyal sonuçlarını görenler, bugün kazandıkları para ya da koltukları için ses çıkarmayanlar yukarıdai tespitlere daha dikkatli baksınlar. Hem de öyle dikkatle baksınlar ki; güzel vatan birkaç çapulcunun eline geçmesin, tarihteki haysiyetli ve ÅŸerefli duruÅŸuna tekrar geri dönsün. Zira gerisi laf-ı güzaf!..
8 Haziran 2007, Cuma
IMF’den kredi kullanan ülke sayısı 2007′de altıya kadar düştü. Türkiye’nin tek başına kullandığı kredi tutarı, kalan beÅŸ ülkeye verilen kredi toplamının 5,5 katı. IMF’nin verdiÄŸi kredilerin yüzde 85′ini Türkiye kullanıyor yani IMF’yi Türkiye ayakta tutuyor.
HABER MERKEZİ
1945 yılında kurulan Uluslararası Para Fonu’na (IMF) 1947 yılında üye olan Türkiye, 1961 yılında imzaladığı ilk stand-by anlaÅŸmasından bu yana yakasını IMF’den kurtaramıyor. Türkiye IMF’nin 184 üyesi arasında halen bir düzenleme iliÅŸkisi içinde bulunan ülke sayısı 43 iken, IMF’den kredi kullanan ülkelerin sayısı 2007′de 6′ya düştü. Bu ülkeler sırasıyla Türkiye, Irak, Dominik, Peru, Uruguay ve Makedonya. Altı ülkeye kullandırılan toplam kredi ise 11 milyar 874 milyon dolar. Parasal desteÄŸin 10 milyar 59 milyon dolarını sadece Türkiye kullanıyor. DiÄŸer 5 ülkenin kullandığı krediler, Türkiye’nin yanında cep harçlığı bile sayılmayacak kadar düşük.
Türkiye’den sonra en borçlu ikinci ülke olan Irak’ın kullandığı kredi miktarı bunu çok açık gösteriyor. Irak’ın IMF’ye borcu 717,2 milyon dolar. Yani Türkiye, IMF’ye Irak’tan 15 kat daha fazla borçlu durumda. DiÄŸer 4 ülkenin borçları ise sırasıyla şöyle; Dominik 661,3 milyon, Peru 258 milyon, Paraguay 98 milyon ve Makedonya 78,5 milyon dolar.
IMF’yi Türkiye ayakta tutuyor IMF’nin 6 ülkeye saÄŸladığı 11 milyar 874 milyon dolarlık parasal desteÄŸin 10 milyar 59 milyon doları sadece Türkiye’ye ait. Yani IMF’yi Türkiye ayakta tutuyor. Son verilere göre IMF’nin ülkelere kullandırdığı toplam kredinin yüzde 85′ini tek başına Türkiye kullanıyor. Yani IMF’nin Türkiye’den baÅŸka para satacağı ülke kalmadı. Ekonomisi Türkiye’den daha kötü olan ülkeler, dünyadaki para bolluÄŸunu çok iyi deÄŸerlendirerek IMF’ye borçlarını sıfırlarken, Türkiye bu süreçte diÄŸer ülkelerin aksine daha bağımlı hale geldi. Türkiye olmasa belki IMF’nin varlık nedeni sorgulanmaya baÅŸlanacak ve kapısına kilit vurulacak.
Latin Amerika ülkeleri IMF ile bağlarını kopardı
Brezilya, 13 Aralık 2005′te, IMF’ye kalan borçlarının tamamını son ödeme tarihi olan 2007′yi beklemeden ödeyeceÄŸini açıkladı. 22, 23 ve 27 Aralık’ta 15 milyar 460 milyon dolar ödeme yaparak IMF’ye olan borçlarını kapattı. Brezilya, 6 Eylül 2002 ve 12 Aralık 2003 stand-by’larıyla kullanımına sunulan 39 milyar 230 milyon dolardan o tarihe kadar 24 milyar 650 milyon dolarlık kısmını çekmiÅŸti.
Brezilya’dan iki gün sonra 15 Aralık 2005′te yaptığı açıklamayla, IMF’ye kalan borçlarının tamamını ödeyeceÄŸini taahhüt eden Arjantin ise bu taahhüdünü 3 ve 4 Ocak 2006 tarihlerinde yaptığı 9.9 milyar dolarlık ödeme ile yerine getirdi. Arjantin, 10 Mart 2000, 24 Ocak 2003 ve 20 Eylül 2003 stand-by’larıyla saÄŸlanan 40.5 milyar dolardan 23.2 milyar dolarlık kısmını kullanmıştı.
Venezuela “ABD uÅŸakları” ile yolunu ayırdı Venezuela ABD’nin uÅŸağı olmakla suçladığı Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası üyeliÄŸinden ayrılacağını 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda açıklamıştı. Törenlerde konuÅŸan Venezuela Devlet BaÅŸkanı Hugo Chavez, “Bundan böyle, ne IMF’ye, ne Dünya Bankası’na ne de baÅŸka hiç kimseye ihtiyacımız var. Artık Washington’a gitmek zorunda deÄŸiliz” demiÅŸti. Ayrılma kararını yakın bir zamanda resmi olarak IMF ve Dünya Bankası’na bildireceklerini anlatan Chavez, bu iki kuruluÅŸu Güney Amerika’nın içinde bulunduÄŸu yoksulluktan da sorumlu tutuyor. Chavez öte yandan söz konusu kuruluÅŸların kriz içinde bulunduÄŸunu söylüyor. Chavez, Latin Amerika ülkelerinin aralarında alternatif bir kredi kurumu oluÅŸturmalarını önerdi.
Correa da rest çekti Ekvador da bağımlılık zincirini kopartıp atan ülkelerden. Ekvador baÅŸkanı Rafael Correa, önce IMF’ye borçlarını vadesinden önce ödedi. Sonra da, “bu uluslararası bürokrasinin ülkeyi haraca baÄŸlamasına izin vermeyeceÄŸiz” diyerek DB’nin ülkedeki temsilcisi Eduardo Somensatto’yu “istenmeyen kiÅŸi” ilan etti.
DiÄŸerleri Son dört yılda IMF’den kurtulan ülkeler ise ÅŸunlar: Arjantin, Brezilya, Bolivya, Bulgaristan, Guatemala, Hırvatistan, Kolombiya, Letonya, Litvanya, Romanya, Uruguay, Ürdün ve Ukrayna. Ve tabii ki Angola. Birkaç ay önce yoksul Afrika ülkesi Angola da tüm borçlarını kapatıp, IMF heyetine “ekonomiyi kendi aklımızla yöneteceÄŸiz; sizden öğreneceÄŸimiz birÅŸey yok; güle güle” dedi.
IMF ve ErdoÄŸan
Başbakan Erdoğan: ?IMF?ye borcumuz biz geldiğimizde 23,5 milyar dolardı şu anda 7,2 milyar dolara indi. Borcu alan onlardı, biz borç ödedik?
Türkiye?nin borcunu azalttığı dönemde dünyada IMF?ye bağımlı olan ülkeler yani diğer müşterileri ne yapmış, ona bakalım.
Yıl 2002: En borçlu ülke Arjantin. Toplam borcu 25,2 milyar dolar. 2006 Ocak ayında bir kalemde borçlarının tamamını süresi dolmadan ödedi.
Brezilya, 2002 yılında borcu 18,3 milyar dolardı. 2005 Aralık ayında borçlarının tamamını kapattı.
Bulgaristan, Guatemala, Hırvatistan, Letonya, Litvanya, Romanya ve Uruguay; 2002?de IMF?ye borcu olan ancak şu anda borçsuz olan ülkeler.
2004 yılında IMF?den kurtulan ülkeler ise; Bolivya, Kolombiya, Ürdün ve Ukrayna.
Angola, Venezuela, Ekvador da IMF?nin müşterisi değil artık.
Bu dönemde IMF?den kurtulamayan ülkeler ise; Türkiye (IMF?ye 7,2 milyar dolar ile dünyanın en borçlu ülkesi) Dominik 661 milyon dolar, Irak 717 milyon dolar, Makedonya 78 milyon dolar, Paraguay 98 milyon dolar ve Peru 259 milyon dolar. Türkiye dışındaki 5 ülkenin verileri ise Nisan 2007 tarihine ait. Aradan geçen bu süre içinde muhtemelen bu ülkeler de borçlarını kapatmışlardır.
Ortaya çıkan tablo; dünyada adını sanını dahi bile duymadığımız ülkeler 2002-2007 yılları arasında borçlarını azaltmak bir tarafa IMF müşterisi olmaktan kurtulmuş biz ise hala IMF olmadan ayakta duracak cesareti gösteremiyoruz.
ErdoÄŸan’da bunu itiraf ediyor: ?IMF?nin akredite ettiÄŸi ülkelere dünyada daha güvenle bakılır? Bu, ekonominin IMF’nin gözetim ve denetimiyle ayakta tutulduÄŸunun da bir itirafıdır. Yoksa Türkiye’nin iÅŸgal altındaki Irak ile haritada yerini daha bilmediÄŸimiz Dominik Cumhuriyeti ile aynı kategoride yer alması akredite gerekçesinin dışında nasıl savunulabilir.
Gazeteci Yazar:Sadettin İnan
Al sana istikrar! 4 milyon kişi işsiz. 24 milyon kişi yoksul. 40 milyon kişi borçlu. Netice?
Haftada… 2 milyon kiÅŸi piyango bileti alıyor. 3 milyon kiÅŸi İddaa… 6 milyon kiÅŸi loto oynuyor. Yılda… 390 gün at yarışı var! Evet, 365 deÄŸil, 390.
Çünkü, dıgıdıktan baht arayanlara yıl yetmiyor, bazı günler iki seans koÅŸuluyor…
Sevr haritası skandalında hala ses çıkmıyor.
İMF’SİZ HÜKÜMET OLMAZ MI?
Diyeceksiniz ki İMF?ye boynunu kaptırmadan ülke ekonomisini yürütecek kimse yok mudur? Bu söz, işçinin, memurun, çiftçinin, emekli ve dulların eline daha fazla para geçmesi ihtimali yok mudur, demektir.
Evet, vardır. 1996-97 yıllarında 1 yıl kadar hükümette kalan Refah-yol hükümeti İMF’siz bir ekonomi yürütmüştür. O dönemde işçinin, memurun, emeklinin, çiftçinin eline geçen zam yüzde kaçtı? Hatırlıyor muyuz? 100 alan bir memur 250 almaya baÅŸladı. 100 alan bir iÅŸci 300 almaya baÅŸladı. Toplu sözleÅŸme yapmak için hükümetin karşına geçen işçi sendikası yetkilileri, eski dönemlerde olduÄŸu gibi biz yüzde 20-25 bir zam isteyelim. Hükümetle pazarlık yaparız. Yüzde 12-15′e de razı oluruz? tavrıyla oturdukları sandalyelerinde, hükümet yetkilisi Sayın Sacit Günbey’in bir anda yüzde 50 zam vermesi karşısında küçük dillerini yutmuÅŸlar kendilerini rüyada zannetmiÅŸlerdir.
Bugün işçi, memur, emekli, çiftçi kiminle karşılaşırsanız karşılaşın, o günleri takdirle anıyor ve biz hala o günün zammıyla ayakta duruyoruz demektedirler.
O günkü Refah-yol hükümetinde hâkim olan zihniyet milli görüş zihniyetiydi. Kendini halkının hizmetkârı olarak görüyordu. BaÅŸbakan Sayın Erbakan’ın açıklamalarında, ?Biz gardiyan devlet deÄŸil, garson devlet yapısını kuracağız dediÄŸini ümit ederim unutmamışsınızdır. İkinci özelliÄŸi de İMF heyetleri Ankara gelip-gittikleri halde onlara randevu bile vermemiÅŸtir. Onların hükümetin icraatlarına karışmaklarına da, ekonomimize el uzatmalarına da kesinlikle müsaade edilmemiÅŸtir.
Araştırmacı:Hüseyin BAYHAN
****************************************************************































Yorum Yapin