Hayatta Gençlikten,Şehvetten ve Dünya Zevklerinden Gelen Günahlardan Nasıl Korunmalıyız?
Günümüz insanının en büyük dertlerinden biri: Hayatın içindeyiz ve çoklarımız itibâriyle gençliÄŸin baskısı altında kalıyoruz. Hevesât, ulvî duygularımızı te’sir altına almış durumda. Ve bugün yüce hakikatları, Allah Rasulünün istediÄŸi keyfiyette temsîl etme cidden zor görünüyor. Åžu kadar var ki, böyle tehlikeli bir hatta kavga vermenin de kendine göre avantajları var. Evet mârûz kalınan zor ÅŸartlar nispetinde bir de bu iÅŸin mükâfat yönü mevcuttur.
Hz.Hamza’yı ÅŸehîtlerin efendisi ve Allah’ın arslanı haline getiren verdiÄŸi kavganın zorluÄŸu deÄŸil midir? “Düşman fazla ancak bizim de imânımız var” deyip can-siperâne ön saflara saldırış ve ölümü hiçe sayış. İşte bu O’nu ulvi makama ve ÅŸehîtlerin efendisi ufkuna ulaÅŸtıran mühim bir vesîleydi.
Sahâbî devrinde de, bugün bizi rahatsız eden günahlar, hem de bütünüyle bulunuyordu. Kadınlar, Kâbe’yi üryan olarak tavaf ediyor, fâiz, ihtikâr, rüşvet, içki ve kumar cemiyetin ruhunu kemiriyordu. Onlar bütün bu hayata sırt çevirerek İslâm’ı seçtiler. Fakat, onlar da beÅŸer olmaları hasebiyle his ve heves taşıyorlardı. Zaten buna raÄŸmen nefsânî arzulardan vaz geçmeleri deÄŸil midir ki onları büyüklerden daha büyük kılıyordu… Böyle bir dönemde, bütün çirkinlikleri bir tarafa itip, apaydın ve tertemiz bir hayat seçmeleri, bütün tehlikelere raÄŸmen, Efendimiz’in (sav) arkasında yer almaları, onlara büyük faziletler kazandırdı ve kazandıkları bu faziletler sâyesinde haklı olarak gökteki yıldızlar gibi arkadan gelenlere ışık ve rehber oldular.
Günümüzde de bu türlü felâket ve helâketler vardır. Zaten bu iÅŸin başındaki ilk bâniye. ruhânî bir mecliste “Felâket ve helâket asrının adamı” demiÅŸlerdi. Onun arkasında saf baÄŸlayanlara da. eÄŸer bir gün İki Cihân Serveri seslenecek olsa, herhalde “Gelin ey felâket ve helâket asrının nesilleri” diyecektir. Zira. çarşı. pazar. sokak, içtimâî ve ticarî hayat, âile, fert, cemiyet ve bunları ayakta tutmayı vazife edinen mektep ve içtimâî hayatı meydana getiren bütün ünite ve kuruluÅŸlar teker teker ele alınıp deÄŸerlendirilse ve haklarında bir hüküm verilmek istense denecek tek söz “Berbat” olacaktır.
Nereye giderseniz gidiniz, üstünüze-başınıza günah adına bir ÅŸeyler bulaÅŸmasına mâni olamazsınız. Ruhunuz birkaç defa örselenmeden, kalbî hayatınız sarsılmadan, toplum hayatının bir tarafından diÄŸer bir tarafına geçmeniz imkânsızdır. Bugün Müslümanca yaÅŸamak, alevden bir zemin üzerinde yürümek veya kandan irinden deryaları geçmek kadar zordur. İşte biz böyle bir felâket ve helâket asrının çocuklarıyız. Mâhiyetimizde bulunan gizli hevesât, nefsânîlik ve cismânîlik akrep gibi kuyruÄŸunu kaldırmış bizi sokmaya çalışıyor. Nefsimiz, heveslerimiz ve ÅŸehavânî duygularımız içinde doÄŸduÄŸu, büyüdüğü vasat ve ortamdan sürekli besleniyor. güçleniyor. Böyle bir akrebin bizi sokup zehirlemesi her an muhtemeldir. Bütün bunları kabulle beraber, “maÄŸrem” itibariyle “maÄŸnem” esaslarına göre durumumuzu deÄŸerlendiriyor. Bunca zorlukların bize kazandıracağı avantajları düşünerek de tesellî oluyor. hatta bir cihette seviniyoruz. Çünkü bu zorluÄŸu atlatabildiÄŸimiz zaman, kazancımız da o oranda büyük olacaktır. Åžayet sahâbî böyle zor ÅŸartları atlayarak yükseldiyse, günümüzün inanan insanları da aynı ÅŸekilde bir bahtiyarlığa ermeleri ilâhî Rahmetten beklediÄŸimiz neticelerdendir. Günahlara girme ÅŸartlarının bu kadar kolaylaÅŸtığı bir devirde. bilmeden iÅŸlediÄŸimiz hatâ ve günahlarımız elbette ki vardır. Ancak bize düşen ÅŸey, Rahmet kapısından ve İlâhî dergâhın eÅŸiÄŸinden ayrılmama ve sebât etmedir. Burada, müsaadenizle kendi hislerime tercüman olması bakımından bir hâdiseyi nakletmek istiyorum. ÇocukluÄŸumda, koyunlarımızı bekleyen ve kapımızdan hiç ayrılmayan bir köpeÄŸimiz vardı. Ben ondaki bu sadâkata hayran olur, onunla oynar, boynuna sarılır ve ona sık sık yemek verirdim. Meselenin hıfzı’ssıhha açısından münâkaÅŸasını yapacak deÄŸilim. Sadece bir hissimi anlatmak istiyorum. Bendeki bu çocukluk hâtırası, çok defa hâtırıma gelir. Ve ellerimi açıp Rabb’ime niyazda bulunurken, o hâdiseyi bir ilinti halinde ümidimin yanında bulundurur ve “Rabbim, sadece sadâkatından dolayı nasıl ben o köpeÄŸe bir dost muâmelesi yaptımsa, Sen de Senin kapından ayrılmayan ve baÅŸkasına serfurû etmeyen ÅŸu kıtmîri affet ve bağışla” derim.
Aynı şeyi cemaatımız adına söylemek de mümkündür. Bütün günah ve sürçmelerine rağmen şu cemaatın sadâkatla sürdürdüğü bir hizmet vardır ve işte onun hatırına Rabb-i Kerîmleri onları kapısından kovmayacaktır.
Biz kusurlarımızı kabul ve itirâf ediyoruz; ancak sonsuz rahmetinin gereÄŸi olarak da Cenâb-ı Hak’tan bu kusurlarımızın affını diliyoruz. Zaten bu itirâftır ki bir cihetle nedâmet manâsına tevbe sayılır. Ve Allah (cc) böyle kalpten yapılan tevbeleri geriye çevirmez ve kabul buyurur.
Buraya kadar söylediklerimiz bir cihetten vâkıayı rapor manâsını taşımaktadır. Şimdi de dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde bir nebze durmak istiyorum:
Birincisi: Böyle her şeyiyle kaypak ve zararlı bir zeminde çok dikkatli yürümek gerekir. Mayınlı bir tarlada veya amansız bir düşman beldesinde nasıl hareket edilmesi icap ediyorsa, günümüzün çarşı pazarında gezerken de aynı dikkat ve aynı teyakkuz elzemdir.
İkincisi: Dışarıya çıkmadan evvel. his ve duygularımızı durulatacak, berrak hale getirecek ve bizim his dünyamıza tesir edecek müessir çarelere baş vurulmalıdır. Bu bir şeyler okuma, seyretme veya dinleme olabileceği gibi. derin bir iç muhâsebesi yapmak da olabilir. Böyle bir metafizik gerilime geçmeden sokağa çıkılmamalıdır.
Üçüncüsü: Kat’iyyen yalnız kalmamak. Bizim dikkatlerimizi murakabe edecek ve nasihatıyla bizim ruh dünyâmızı ayakta tutacak bir arkadaÅŸ edinerek ve mümkün mertebe dışarıya onunla beraber çıkmaya çalışılmalıdır.
Dördüncüsü: Giderken-gelirken ve gideceğimiz, kalacağımız yerlerde imkân ölçüsünde bizim hayatımızla, münâsebeti olan ve bizi îkâz edici havasını koruyucu bir melek gibi üzerimizden eksik etmeyen materyalleri de yanımızda götürmeye çalışmalıyız. Günahlara karşı birer sütre birer perde olacak bu materyaller bizim iç murakabemize vesîle olacaktır ki, böyle bir iç murakabe ile dolup taşan bir insanın günaha girmesi ender vakâlardandır.
BeÅŸincisi: İşlenen bir günah ve hatâ neticesinde derhal nedâmet edip tevbe kapısına koÅŸulmalıdır. Zira günahın en az kalabileceÄŸi;kalb, bir müminin kalbidir. Orada hatalar, gelip geçici ve güneÅŸle aramıza perde olan bulutlar gibidir. Hemen geçip gitmelidir. Tevbede gecikme, rûhun o nisbette kararmasına sebep olur. Ve o esnâda, diÄŸer günahlarla münâsebete geçme yolları kolaylaşır. Onun için, buna meydan vermeden, hatâ ve günahın ÅŸekil, keyfiyet ve büyüklüğü ne olursa olsun, insan derhal kendine gelip, Rabb’in rahmetine dehâlet etmelidir.
Sahâbî, beyninden vurulmuÅŸ gibi Allah Rasûlünün huzuruna gelir ve “Ya Rasulûllah, ben mahvoldum” der. Gelirken gözüm bir kadına iliÅŸti veya bir kadına dokundum, diye de ilâve eder. Bu kırık gönül karşısında âdetâ arÅŸ ihtizaza gelir ve Cibrîl imdâda yetiÅŸerek ÅŸu âyeti getirir: “Gündüzün iki tarafında (sabah, öğle ve ikindi) gecenin de yakın saatlerinde (akÅŸam ve yatsı) namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu öğüt almâk isteyenlere (güzel bir) hatırlatmadır” (Hûd/114).
Hele, berzah âleminin nûru durumundaki teheccüde kalkmak, uykunun en tatlı olduÄŸu o anda, Rabb’e münâcata koÅŸmak, iÅŸlenen hatâ ve günahları en kısa zamanda temizleyici birer faktör olarak deÄŸerlendirilmelidir.
Gecenin yarısında havf ve recâ ile dopdolu bir gönlün O’na yalvarış ve yakarışları Cenâb-ı Hakk tarafından muhakkak hüsn-ü kabûl görecektir. Yeter ki yapılan bu tazarrû ve niyazlar ihlâs ve samimiyet içinde yapılmış olsun. her biri bir dönemeç başı gibi duran namaz vakitlerinde O’na kulluk ve O’nun karşısında bel kırıp boyun bükme, iki vakit arasındaki hatâ ve sürçmelerimizi affettirirken, nâfile ve teheccüd gibi ibâdetlerle de O’nun rızasını kazanmaya gayret etmeliyiz.
Evet, bir ta: aftan etrafımız günahlarla sarılı hazin halimiz, diğer taraftan bu hazin hali bertaraf edebilecek çapta bir kısım avantajlarla kuşatılmış durumdayız. Sahâbînin haline çok benzeyen bu manzaramızla, onlara yaklaşma fırsatını da aynı zamanda elimizde tutuyoruz. Onların vahyin soluklarını enselerinde hissetmelerine mukâbil biz de, zaman kaydından kurtulur ve Muhammedî bir ruhla yerimizi alabilirsek, bir cihetle kurtuluşumuzu garantilemiş oluruz. Cenâb-ı Hakk bizi bu ümîdimizde yanıltmasın!.. (Amin)
****************************************************************































Yorum Yapin